Ekolojik Ayak İzi, insanın gezegendeki ekosistemler üzerindeki etkisini ölçmek için kullanılan temel bir sürdürülebilirlik göstergesi olarak Global Footprint Network tarafından geliştirilmiş bir kavram ve metodoloji.

Bu gösterge, doğa üzerinde insan faaliyetleri sonucunda oluşan talep ile doğal kaynak arzı arasındaki dengeyi inceliyor. Talep ve arz arasındaki ilişkinin analizi, doğal kaynakların kendini yenileme sınırı içerisinde kullanıp kullanılmadığını ortaya koyuyor, bu dengesizliğin giderilmesi için etkili ve uygulanabilir çözümlere bilimsel zemin oluşturulması imkanı sağlıyor.

Ekolojik ayak izi hesaplamalarında doğal kaynakların arzı ya da doğal sermaye “biyolojik kapasite”, doğa üzerindeki talep ise “ekolojik ayak izi” kavramları ile açıklanıyor. Biyolojik kapasite, bir coğrafi bölgenin yenilenebilir doğal kaynakları üretme kapasitesini gösteriyor. Bir yerin biyolojik kapasitesini belirleyen etmenler temelde ikiye ayrılıyor:

alanın sınırları içerisindeki tarım arazisi, otlak, balıkçılık sahası ve orman alanlarının yü- zölçümü ve söz konusu toprağın ya da suyun ne kadar üretken olduğu. Biyolojik kapasite alan cinsinden hesaplanarak “küresel hektar” (kha) birimi ile ifade ediliyor.

Küresel hektar, dünyanın ortalama verimliliği üzerinden 1 hektar arazinin üretim kapasitesini temsil ediyor. Ekolojik ayak izi ise mevcut teknoloji ve kaynak yönetimiyle bir bireyin, topluluğun ya da faaliyetin tükettiği kaynakları üretmek ve yarattığı atığı bertaraf etmek için gereken biyolojik olarak verimli toprak ve su alanını ifade ediyor. Ekolojik Ayak İzi de “küresel hektar” (kha) ile ifade ediliyor. Ayak izi kapsamına altyapı ile atık karbondioksitin (CO2 ) emilimini sağlayacak bitki örtüsü için gerekli alanlar da dahil ediliyor. Karbon ayak izi, tarım arazisi ayak izi, orman ayak izi, otlak ayak izi, yapılaşmış alan ayak izi ve balıkçılık sahası ayak izi, ekolojik ayak izinin bileşenleri olarak tanımlanıyor. Küresel ekolojik ayak izinin en hızlı büyüyen bileşeni olan karbon ayak izi, toplam ayak izinin %60’ından fazlasını oluşturuyor. Ekolojik ayak izi analizinde, tüketimin ve üretimin ekolojik ayak izi arasındaki fark önem arz ediyor.

Tüketimin ayak izi, bir kişi ya da bir topluluk tarafından tüketilen ürünlerin üretimi için doğa üzerindeki baskıyı ifade ediyor. Kişi başına düşen tüketim ayak izinin küresel ölçekte kişi başına düşen biyolojik kapasiteyi aşması, söz konusu tüketim biçiminin küresel ölçeğe yansıtılması durumunda gezegenin sürekli bir limit aşımına maruz kalacağına işaret ediyor.

Üretimin ekolojik ayak izi ise bir ülkeden ya da bir coğrafi bölgeden sağlanan biyolojik kapasitenin kullanımı üzerine bilgi veriyor. Herhangi bir ölçekte üretimin ayak izinin o bölgedeki biyolojik kapasiteyi aşması, oradaki doğal kaynakların sürdürülebilir olmayan biçimde kullanıldığı anlamına geliyor.

2007 verilerine göre küresel ölçekte tüketimin ekolojik ayak izi toplam 20,1 milyar, kişi başına ise 2,8 kha düzeyinde idi. Aynı yıl için biyolojik kapasite toplam 12,2 milyar, kişi başına ise 1,7 kha olarak gerçekleşti.2 Bu veriler, ekolojik ayak izinin biyolojik kapasiteyi %65’e ulaşan bir oranda aştığını gösteriyor. Bunun sonucunda, gezegenin bir yıl içinde sunabileceği kaynakları ne zaman aştığımızı gösteren Dünya Limit Aşımı Günü yılın beşte üçünü geride bıraktığımız Ağustos ayı içerisine denk geliyor. Türkiye’de kişi başına ekolojik ayak izinin 2012 yılı verilerine göre yılda 3,3 kha düzeyinde, kişi başına düşen ulusal biyolojik kapasitemizin ise dünya ortalamasının altında, 1,5 kha düzeyinde olduğu hesaplanıyor.

Bu değerlendirme, kişi başına ekolojik ayak izimizin küresel kapasitenin %90, ulusal kapasitemizin ise %120’nin üzerinde olduğunu, Türkiye’nin mevcut ekolojik ayak izini karşılayabilmek için iki Türkiye’den biraz daha fazlasına ihtiyaç duyduğumuzu gösteriyor.

Kaynak: Sürdürülebilirlik Rehberi

BİR CEVAP BIRAK

18 + eleven =