Çilek Yetiştiriciliği – Arnavutköy Çileği

Çilek Yetiştiriciliği – Arnavutköy Çileği

38
0
PAYLAŞ

Araştırmalar çileğin Taş Devri’nde bile bilindiğini işaret etmekte. Ama kaynaklara göre doyurucu olmadığı için pek tercih edilmiyormuş, rağbet görmemiş. Afrodizyak etkisi farkedilince Ortaçağ’da başlamış bilinçli olarak çilek üretimi.

Türkiye’nin çilekle tanışma hikayesi 19. yy’a dayanmakta, Arnavutköy’e yerleşen Aleksandros İpsilantis bu semtte başlamış çilek yetiştirmeye. Günümüzün insan ve araç trafiğinden İstanbul’daki kokulu çilek tarlalarında yetiştirecek alan kalmamış gibi görünse de ilkbaharda tezgahta kendine yer bulmakta. İçine kimyasal madde eklenmediği için aromatik kokusunu muhafaza edebilmekte Arnavutköy çileği. Türü yaşatmak için çabalayan isim ise semtin değerli manavı İsmet Kolay. Kolay, Arnavutköy sırtlarında meyve verebilen noktaları saptayıp, o noktalarda bahçesi olanlara tohumlardan vererek Türkiye’nin ilk çileğinin, kokulu ve pembe türün devamını sağlıyor. Sera çileklerinin kan kırmızı rengine alışkın olanlara karşın Arnavutköy çileği renk skalası olarak “Arnavutköy çileği pembesi” tonunu kokusuyla beraber hafızalara yerleştiriyor. Sera çileğinin fiyatı ortalama 5 lira iken, Arnavutköy çileği zor bulunurluğu ve zor korunum ve üretim koşullarıyla 25 liradan piyasaya sunuluyor.

İstanbul Arnavutköy’de çilek tarlası ve çalışanları görülmektedir (foto:Achille Samandji).

1965 senesinde Prof. Dr. Çiçek Derman’a Kültür Tarihçisi Süheyl Ünver “İstanbul’un nesi meşhur” diye sorar ve cevabı şu biçimde yine hocanın kendisinden gelir: “Boğaziçi’nin erguvanı, Beykoz’un cevizi, Sultanselim’in inciri, Kemer’in patlıcanı, Eyüp’ün kaymağı, Çengelköy’ün ayvası ve salatalığı, Arnavutköy’ün çileği, Alibeyköy’ün yoğurdu, Yarımca’nın kirazı, Tavşancı’nın üzümü, Beylerbeyi’nin simidi, Sarıyer’in böreği ve içme suları, Tuzla’nın içmeleri, Kartal’ın pırasası, Kandilli’nin yazması, Üsküdar’ın çatması…” Görüldüğü üzere 2010’ların son yıllarında yaşamakta olanların aradan geçen süre zarfında sadece birkaçına sahip çıkabilmiş olması da sağlıklı beslenme konusunda kaynakları korumanın önemini gösteriyor. Varlıkların korunması, tarihin, doğanın korunması toplumların gelişmişlik düzeyinin, geleceğe bırakacakları izin güçlülüğünü sağlar. Arnavutköy çileği de üretimin, verimin çığ gibi büyümesi adına umut veren kar tanelerinden sadece biri. Belçika’da sadece çileklerin sergilendiği bir çilek müzesi varken, Amerika çileğe balık geni vererek mavi-mor çilekler elde edilirken topraklarımızdaki en nadide parfümlerin esanslarına dahi taş çıkarırcasına kendine has büyüleyici kokuya sahip çileklerin yetiştiriciliği ihraç konusunda da azami değere sahip.

DHA’nin haberine göre, Manisa’nın Köprübaşı ilçesinde 3 çiftçinin 500 metrekare alanda başlatmış olduğu çilek üretimi ilçenin kaderini değiştirmiş. Yaklaşık 10-15 sene öncesine kadar en çok göç veren yerlerden biri olan ilçe, deneme amaçlı başlayan üretimin bereketi ve verimi ile alanın uçsuz bucaksız çilek tarlalarına dönüşmesi sayesinde yerel ekonomiye de katkı sağlamış. 500 metrekare ile başlayarak 35 dönüm ile devam eden çiftçiler bölgede şimdi 4 mevsim çilek yetiştiriyorlar. Kapalı alanlarda ortak yaşamlar sürdürmek zorunda olan günümüzün hızlı akan dünyasında sigara içilmiş bir odada iki adet çilek tüketilmesi dumanın zararlı etkilerini azaltıyor iken, kimyasal içerikli tabletler yerine 8 çilek bir çocuğun günlük C vitamini ihtiyacının tamamını karşılıyor iken verimli topraklarda üretildiğinde coşan bu üzümsü görünümlü gülgiller familyasından meyvenin değeri bilinmeli.

(Foto: pinterest.com)

Dayanıklı, hormonsuz ve organik çilekleriyle Manisa Köprübaşı’nın üreticilere senede 25 milyon kazandıran çilekleri ne kadar gurur verici ise İstanbul’un yoğun göç, artan yaşamsal alan talebi ve kentleşme ile neslinin tükenmeye neredeyse yüz tuttuğu kokulu, pembe Arnavutköy çileğinin nostaljiye dönüşüp pek kolay temin edilemeyişi de bir o kadar burun sızlatıcı.

BİR CEVAP BIRAK

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.